Sosyal ve duygusal açıdan çocuğun kendi hızında, doğayla iç içe ve deneyimleyerek büyümesi çocuğun öğrenme kaygısından uzak olarak ilkokula hazırlanmasına da zemin oluşturuyor.
Çocuklara bir takım beceri ve bilgileri zamanından önce ve akademik bir takvim çerçevesinde öğretmeye çalışmak, onları doğadan, oyundan, deneyimden ve keşfetmekten uzak tutmak onların çocukluklarını ‘eksik’ yaşamalarına neden olabiliyor.
Küçük Orman Anaokulunun kurucusu Filiz Kurtuluş, Türkiye’de çoğu çocuğun gün içinde hiç dışarı çıkmadığını belirterek, “Çocuklar doğadan tamamen uzaklaştı, okula da servisle gittikleri için arabaların ve duvarların içine sıkıştılar ve doğalarında olan hareket ihtiyacını karşılayamaz duruma geldiler. Okullarda da büyük çoğunlukla dört duvar sınıfın içinde gün geçiriyor ve haliyle rahatlayamıyorlar. Bu sebeple günümüzde davranış ve öğrenme problemleri ile sıklıkla karşılaşılıyor. Halbuki çocukların doğaya, açık havada olmaya, hareket etmeye, ihtiyaçları var. Doğala dönmeye adım atan bu model, bahçede veya ormanda, toprak bir alanda, kazma, kürek ve tırmıkla çalışabilecekleri, keşfederek, oyun oynayarak ve deneyimleyerek yaşayabilecekleri bir işleyişi baz alıyor. Çocuklar bu modele doğuştan hazırlar, önemli olan eğitimcilerin ve anne babaların buna uyum sağlaması” dedi.
Doğala dönmeyi hedefleyen bu model sınıf dışı eğitimi destekliyor. Oyun, sanat, masal, müzik açık havada ve doğa içinde çocuklarla buluşuyor. Modelde, bu amaç uğruna ellerinden ve hayatlarından oyun oynayarak, hayal güçlerini coşturarak geçirecekleri o büyülü zamanları almak, onları bütün gün masa başında kağıt kalemle ve oldukça sınırlı alanlarda çalışmaya ve “düzgün” oturmaya mecbur bırakmak çocuklara yapılacak en büyük haksızlık olduğunu savunuluyor. Filiz Kurtuluş, “Çocuklar zamanı geldiğinde zaten kendiliğinden öğreniyorlar, tıpkı yürümeyi ve konuşmayı öğrendikleri gibi. Biz yetişkinlere düşen onlardaki coşku, merak ve öğrenme isteğini yok etmeden onların bu açlığına cevap olacak güzel ortamlar sunmak” dedi.