• Dolar
    5.8889
  • Euro
    6.5321
  • G. Altın
    282.01
  • T. Altın
    1901.8

Burtom Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, el-ayak ve ağız hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.
Havaların soğuması ve çocukların okul ortamında bir arada bulunması sebebiyle hastalıkların daha hızlı bulaştığını ifade eden Uzm. Dr. Sevgican, “Sonbahar geldi. Hem hava sıcaklığı değişimleri hem de okulların açılması ile birlikte çocukların daha fazla bir arada olması, bulaşıcı hastalıklara davetiye çıkarıyor. Bulaşıcı hastalıklar bildiğimiz gibi anne babaların en tedirgin olduğu yüksek ateş şikayetiyle seyreder. Kendini en çok yüksek ateş, el ve ayakta döküntü, ağız içinde aft benzeri yaralarla gösteren bu hastalığın halk arasında bilinen adı el ayak ağız hastalığı. El-ayak ve ağız hastalığı son yıllarda çocuklarda sık karşılaşılan ve ebeveynlerin mutlaka hakkında bilgi sahibi olması gereken bir hastalıktır” dedi.
El-ayak ve ağız hastalığının ne olduğu ile ilgili de bilgi veren Sevgican, tedavi yöntemlerini de anlattı. Sevgican, “El, ayak ve ağız hastalığı özellikle 5 yaş altı çocuklarda görülen oldukça bulaşıcı bir viral hastalıktır. Burası önemli: viral hastalık: Yani antibiyotik tedavide YOK. Nadiren daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de hastalık görülebilmektedir. Ben 8 yaşında bir çocukta gördüm. El-ayak-ağız hastalığında, kişinin bağışıklık sistemine göre hastalığın seyri değişkenlik gösterir. Ateş, boğaz ağrısı, iştahsızlık, halsizlik bulguları ile birlikte ağız içerisinde ve ağız çevresinde, avuç içi ve ayak tabanında görülen döküntüler ile karakterize bir klinik tablodur. Döküntüler kırmızı, yuvarlak lezyonlar şeklinde olabildiği gibi bazen içi sıvı dolu veziküller şeklinde de görülebilmektedir. Bu döküntüler suçiçeğine çok benzediği için genellikle bu hastalıkla da karıştırılabiliyor. Döküntüler suçiçeğini andırır ancak boyut olarak suçiçeğinden daha küçüktür. Pütür pütür olarak tanımlanan bu kırmızı döküntüler, kasıklarda, kalçada, dizlerin arkasında ve genital bölgede de görülebilir. Her ne kadar adı el-ayak-ağız hastalığı da olsa, her zaman tüm bu alanlarda döküntü görülmeyebilir. Sadece ağız yaraları veya sadece deride döküntüler şeklinde gelişebilir. Nadiren tüm vücudu tutar. 4 hafta içinde el ve ayak tırnaklarında düşme görülür. Bu durum geçicidir ve tırnaklar tıbbi tedavi gerekmeden tekrar büyürler. Hastalığın tanısı tüm dünyada yaygın olarak hastanın yaşı, klinik bulguları, döküntülerin özellikleri ve döküntülerin bölgesel dağılımı ile klinik olarak konulmaktadır. Bununla birlikte tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de nazofarengeal örnekler, döküntü içerisindeki sıvı ve gâita örneklerinden hastalığın laboratuvar teşhisi konulmaktadır. Virüs enfekte kişilerin nazofarengeal sekresyonları, veziküler döküntü içerisindeki sıvıda ve gaytada bulunur. Solunum yolu, fekal-oral ve temas ile enfekte kişilerden duyarlı kişilere yayılım gösteren oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Genellikle hastalığın ilk haftasında bulaş oranı en yüksektir" diye konuştu.
Sevgican, şu tedbirlerin alınması gerektiğini bildirdi:
"Mümkün ise hasta olan kişinin semptomatik dönemde yayılımı önlemek için evinde kalmalıdır. Bulaşıcı olduğundan el-ayak-ağız hastalığına yakalanan kişilerden uzak durun. Duyarlı kişilerin bulaşı önlemek için su ve sabunla sık sık el yıkamaları, sık temas edilen yüzeyleri uygun şekilde dezenfekte etmeleri, temas ile kontamine olan objeleri, oyuncakları uygun şekilde dezenfekte etmeleri, ortak çatal, kaşık kullanımından ve yakın temastan (sarılma, tokalaşma) kaçınmaları gerekmektedir. Çocukların ortak oyuncaklarla oynadıkları alanların düzenli şekilde dezenfekte edilmesine özen gösterin. Çocukların ellerini düzgün şekilde yıkadıklarından emin olun. Bebeklerin bezini değiştirdikten sonra ellerinizi yıkayın. Tabak, bardak, çatal, kaşık, havlu gibi kişisel eşyaların ortak kullanımından kaçının. Hastalarla öpüşme ve sarılma gibi yakın temasta bulunmayın. El, ayak ve ağız hastalığından korunmada etkinliği ve güvenilirliği kanıtlanmış bir aşı yoktur. Hastalık viral bir infeksiyon olduğu için antibiyotik tedavisi yoktur, kendi seyrini tamamladıktan sonra iyileşir. Çoğunlukla hastalığın hafif semptomlar ile seyretmesi ve kendi kendine düzelmesi gözlenmektedir. Bununla birlikte gereken hastalarda, mevcut semptomları hafifletmek için ağrı kesici ve ateş düşürücülerin kullanımı, parasetamol ve ibuprofen içeren şuruplar önerilir. Boğaz ağrısını azaltmak için gargara ve spreylerin kullanımı önerilmektedir. Ilık sabunlu suyla yıkanmanın zararı yoktur. Yutma güçlüğü olan çocukların muhallebi, yoğurt, çorba gibi ılık ve yumuşak besinlerle beslenmesi ve yeterli miktarda sıvı alımının sağlanması için bol bol su içmeleri önerilir. Ağız içine uygulanan lokal antiseptik ve analjezik içeren diş jelleri çocukların beslenmesini daha konforlu hale getirebilir. Yeterli sıvı ve beslenme desteği alamayan çocuklarda gerekli sıvı ve beslenme desteği yapılmalıdır".