Aidat Takip Sistemi + Hazır Dernek Sitesi + 1000 Adet SMS Sadece 229 TL
Kanal 23 Uyduda!
Kanal 23 Canlı İzle
Hasan Erden
Hasan Erden
herden1950@hotmail.com
Amerika’nın Müslüman ülkeleri büyüleyen ve robotlaştıra programları
26 Mart 2017 10:16

 Amerika’nın Müslüman ülkeleri büyüleyen ve robotlaştıra programları  

CIA Eski direktörü Allen Dulles Princeton Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında dünyada kendi hedefleri olan zihinsel operasyonun nasıl gerçekleştirildiğini şöyle ifade ediyor: “Hedef, insan zihnindeki savaşı kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon (insanları siyasi şuurdan yoksun hale getirmek) ve sansür ile kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cephe ise bireyin beyninde kazanılacaktır; hedef beyin yıkama, zihin kontrolü, ideolojiyi değiştirme ve gerektiğinde kobay (…) yaratabilmektir!”

Kırgız Türklerinden Ünlü Yazar Cengiz Aytmatov’un, “Gün Olur Asra Bedel” adıyla bizim Türkçe’mize çevrilen romanında “Mankurtlaştırma” diye bir olay vardır.

Bu olay, Miladi 200’lü yıllarda Kırgızların can düşmanları olan Juan Juanlar’ın son derece zalimce ve gaddarca uyguladıkları bir zulüm yöntemidir. 

Juan Juanlar, esir aldıkları genç Kırgız savaşçılarını köle yapmak için mankurtlaştırma yöntemini uygularlarmış. Önce esirin başını kazırlarmış. Sonra taze hayvan derisini, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Daha sonra, tutsakların boynuna, başlarını yere sürtmesin diye bir kütüğe, ya da tahta bir boyunduruğa bağlarlarmış, esirin bağırmaları ve çığlıkları kendilerini rahatsız etmesin diye uzak ve ıssız bir yere götürürlermiş, elleri ayakları bağlı olarak onu kızgın güneşin altına bırakırlarmış.  Deri kuruyup büzüldükçe, hayvan derisi mengene gibi esirin başını sıkarmış.

Acılar içinde kıvranan Kırgız esirlerin çoğu zulme dayanamaz can verirmiş. Sağ kalanlar ise hafızalarını, kimliklerini kaybederlermiş.

Juan Juanlar, hafızasını yitiren tutsağı alırlarmış, yiyecek içecek verirlermiş. Bir süre sonra gücünü toparlayan tutsak, artık bir mankurt haline gelirmiş.

Bir mankurt, kim olduğunu, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu artık bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında olmazmış. Bilinci, benliği olmadığı için, ağzı var dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı düşünmeyen, bu yüzden de hiç tehlike arzetmeyen uysal bir koyuna dönüşürmüş. Efendisinin dediğinden hiç çıkmayan, hatta aslına dönmesini isteyen annesini bile bir emirle öldürecek kadar benliğini, kişiliğini ve kimliğini kaybetmiş, ruhunu yitirmiş bir köle haline gelirmiş.

Bugün İslam dünyası liderlerinin, akıl ve mantıkla hiç izah edilemeyen, devlet adamlığıyla ve İslam’la hiç bağdaşmayan davranışları, kanlı kargaşalara fırsat veren icraatları bu hikayeyi hatırlatıyor ve “İslam ülkeleri yönetimlerinde mankurtlaştırma mı başladı?” sorusunu akla getiriyor.

KİTLELERİ “MANKURTLAŞTIRAN”

CIA PROGRAMLARI

Bugün de sömürgecilikte Müslümanları mankurtlaştıran, İslami kimliklerini ve kişiliklerini yok eden, ruhlarını öldüren, adeta robotlara dönüştüren programlar ve projeler vardır. Bu programlarda insanların başları kazınmıyor, hayvan derisiyle de sarılıp mengene gibi sıkılmıyor, boyunduruğa da bağlanmıyor. Ama farklı bir yöntemle, yumuşak ve sinsi bir yöntemle mankurtlaştırma gerçekleştiriliyor.

Sömürgeci merkezlerin toplum mühendisleri tarafından geliştirilen insanları robotlaştıran projelerle, kitlelerin düşünceleri, yürekleri ve iradeleri sömürgeciye tabi hale getiriliyor. Bu projelerle insanların beyni yıkanıyor, başka bir dünya görüşü ve başka bir düşünce tarzı veriliyor. Zihinler, bilgisayarlarda olduğu gibi adeta yeniden formatlanıyor, yeni programlar yerleştiriliyor, insanlar kendisi olmaktan çıkarılıyor ve bir başkasının uzaktan kumandasıyla hareket eden adeta robotlar haline dönüştürülüyor.

Peki bu nasıl oluyor?

CIA Eski direktörü Allen Dulles Princeton Üniversitesi’nde 1953’te yaptığı konuşmasında zihinsel operasyonun nasıl gerçekleştirildiğini şöyle ifade ediyor:

“Hedef, insan zihnindeki savaşı kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon (siyasi şuurdan yoksun hale getirmek) ve sansür ile kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cephe ise bireyin beyninde kazanılacaktır; hedef beyin yıkama, zihin kontrolü, ideolojiyi değiştirme ve gerektiğinde birçok Mançurya Kobayı (…) yaratabilmektir!” [1]

İSLAM DÜNYASINDA

BEYİN YIKAMA OPERASYONU

Financial Times’in 1 Nisan 2007 tarihinde verdiği bir habere göre, [2] Suudi Arabistan’da cihat düşüncesiyle eyleme katılmış olanlara, bu düşüncelerinden vazgeçirmek için özel bir “rehabilitasyon programı” başlatılmış bulunuyor. Programda ağır dini ve psikolojik eğitim yöntemleri kullanılıyor. Rehabilitasyon için seçilen adaylar pek az hakka sahip oldukları ve işkence gördükleri Suudi hapishanelerinden alınıyor, 100 resmi din adamı ve psikologları da içeren 30 profesyonelden oluşan bir ekiple, 6 ila 10 hafta arasında bir zaman süresince, bir tür karşı beyin yıkama faaliyeti olan eğitimlere tabi tutuluyor. Bu eğitimde, tutuklulara, “İslam’ın gerçek öğretileri” adı altında, öngörülen düşünceler ve anlayışlar benimsetiliyor ve yönlendirmeler yapılıyor. Cihadın izinsiz ve aynı zamanda iyi ilişkiler kurulan bir ülkeye (mesela ABD gibi) karşı yapılamayacağı söyleniyor.

Rehabilitasyon tamamlanmadan önce tutuklular bir haftalığına serbest bırakılıyor ve bu sırada beyin yıkayıcılar tarafından izleniyorlar. İçişleri Bakanlığı yetkilileri program için seçilen 2000 tutukludan 700’ünün rehabilitasyonunun tamamlandığını ve serbest bırakıldığını, bunlardan yalnızca 9 tanesinin küçük şiddet olaylarına karıştığını belirtiyorlar.

Eskiden mücahit olan, ama sonra cihattan vazgeçirilmiş bulunan, programa tabi tutulmuş bu kişilerin aileleri hükümetten ayda 1500 dolara kadar para yardımı alıyor. Ayrıca söz konusu insanlara iş bulmalarında yardımcı olunuyor, hatta evlenmeleri sağlanabiliyor. Böylece operasyon sadece zihinlere yönelik olmuyor, havuç politikasıyla insanların psikolojileri de etki altına alınıyor.

ABD tarafından geliştirilen ve Amerikan sömürgeciliğine ve işgaline karşı ortaya çıkan tepkileri ve direnişleri sindirmek ve yok etmek üzere oluşturulmuş olan bu programın, Suudi yönetimini aşan bir üst stratejinin ürünü olduğu ve sadece Suudi Arabistan’ı değil diğer İslam ülkelerini de kapsadığı muhakkak.

Pek tabii olarak burada hemen akla şu soru geliyor: Bu rehabilitasyon (beyin yıkama ve zihinleri yeniden formatlama) projesi, İslam dünyasının merkezinde yer alan Türkiye’de de uygulanıyor mu? Hangi boyutlarda ve nasıl uygulanıyor?

ABD GÜDÜMÜNDEKİ “MÜSLÜMAN”

TERÖRİSTLER VE BEYİN YIKAMA

ABD, Müslüman ülkelerde cihat düşüncesinde olanları bu düşünceden vazgeçirip sindirebilen böylesi programlar geliştirdiği gibi, bunun tam tersine, cihat düşüncesindekileri, yine aynı düşünce adına cinayet ve vahşet işleyebilmelerini sağlayacak düzeyde kontrol edebilen ve yönlendirebilen beyin yıkama programları da geliştirmiştir.

Nitekim 11 Eylül faciasının sorumluları olarak ilan edilen “Müslüman” eylemciler, CIA özel kamplarında özel eğitim gördükleri ortaya çıkmıştır. Bu eylemcilerin faciada kullanılan uçaklara pilot olarak bindirildiklerinde nasıl bir eylem yapacaklarını bile bilmedikleri ses kayıtlarından anlaşıldığı açıklanmıştır.

Başka bir örnek olarak, Türkiye’ye karşıt hale getirilmiş insanlarımızın (mesela PKK militanlarının) belki kendilerinin bile farkında olmadan, CIA veya MOSSAD, yahut da başka istihbarat birimleri tarafından beyinleri yıkama programlarından geçirilerek kurgulanan ve robotlaştırılan teröristler olmadığını kim iddia edebilir? Son yıllarda ülkemizde sıkça meydana gelen siyasi cinayetleri işleyenlerin de aynı projelerin bir ürünü olmadığını kim söyleyebilir?

Nitekim ABD ve İsrail’in Güneydoğu ve Doğu Karadeniz bölgesi insanlarına hitap eden böylesine özel programlar ve projeler üzerinde çalıştığı bilinmeyen bir şey değildir.

MÜSLÜMAN ÇOCUKLAR VE GENÇ

NESİLLER İÇİN ABD’NİN YAZ KAMPLARI

Hatırlanacak olursa, 2007 yaz döneminde, ABD’nin Eski Devlet Başkanı Bush’un imaj Danışmanı Karen Hughes, İslam ülkelerinden seçilmiş çocuklarla ilgili yaz kampları düzenlemişti. Tam bir beyin yıkama faaliyeti olarak nitelendirilebilecek bu kamplarda, 8 ila 14 yaş arası Müslüman çocukları konuk edilmişti. Programın amacı, İslam ülkelerinde geleceğin büyükleri olacak çocukların fikirlerini ve duygularını şimdiden Amerikan düşüncesiyle ve kabulleriyle şekillendirmekti.  Programda yüzlerce aile organizasyonu da görev yapıyordu. Geçen yaz mevsimi kamplarında 14 İslam ülkesinden 6 bin Müslüman çocuğu programda yer almıştı. Bunların yaklaşık 2000’den fazlası Türkiye’den gelen kızlardı.

2006 yılı yaz kampları için Kongre’den 8,5 milyon dolar aldıklarını belirten Karen Hughes, çocuklar liseye gittiğinde hayata bakış açılarının şekillendiğini ifade ile, Amerikan devlet programlarının gerçekten de gençlere yeterince ulaşmadığı gerekçesiyle bu projenin 2006 yılında planlandığını açıklamıştı. [3]

2007 yılının son aylarında Türkiye’ye gelen ABD Devlet Başkanı Bush’un imaj Danışmanı Karen Hughes, Türk halkının kalbini kazanmak için Amerikan hükümetinin yeni planlar yaptığını söylemişti ve şöyle konuşmuştu:

"Türkiye’de görev yapan bir çok halkla ilişkiler uzmanımız var, bu konuda yoğun olarak çalışmalar yapıyorlar. Bölge için geliştirdiğimiz planlar çerçevesinde, Türkiye bizim için anahtar ülkelerden biri durumunda. Bölge için uyguladığımız pilot ülke projesinde Türkiye var, bunun için Türkiye’ye ekstra fonlar ayırdık.  (…) çok çalışıyoruz, ancak daha kat etmemiz gereken yollar var." [4]

KİTLESEL BOYUTLARDA BEYİN

YIKAMA OPERASYONLARI

ABD sömürgeciliğinin geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde kitlesel boyutlarda beyin yıkama ve robotlaştırma programları da vardır.  ABD’li yazar Noam Chomsky, Amerikan sömürgeciliğinin toplumlarda nasıl bir operasyon gerçekleştirdiğini şöyle anlatıyor:

“Politikalar, fukaralardan ve gelecek kuşaklardan zenginlere kaynak transferi yapmak üzere çizilmiştir.(...) Bu nedenle halkın şaşırtılıp aptala çevrilmesi gerekmektedir. Elde hazır iki klasik vasıta mevcuttur. Bunlardan birincisi pek dehşetli düşmanlardan gelmesi olası tehditlerle bir korku ağı örüp vatandaşı bu ağa düşürmektir. İkincisi, bizi en kritik anda düşmanlarımızdan kurtardığına inandırıldığımız liderlerimize tapındırılmamızdır.” [5]

Türkiye yıllarca Sovyetler ve Komünizm korkusuyla şartlandırılmamış mıdır, Amerikancı siyasi liderlere tapındırılmamış mıdır? Kitleler hala daha, liderlerin iki dudağının arasından çıkan buyruklara mahkum değil midir?

MÜSLÜMANLARI AMERİKANCA

DÜŞÜNDÜRMEK İÇİN PROGRAMLAR

Claude Julien, “Amerikan İmparatorluğu” kitabında Amerikan sömürgeciliğinin kitleleri robotlaştıran kültürel programını şöyle anlatıyor:

“ABD, sinemayı, televizyonu ve Dünyayı ağ gibi sarmış ajanlarıyla, her gün, daha da ileri her saat dünyaya, dünya olaylarını, bir ölçüde her ülkenin kendi iç olaylarını ABD gözü ile göstermekte ve emperyalizmin değer yargılarına göre değerlendirerek sunmaktadır. ABD, ayrıca bir kültür imparatorluğu da kurmuştur. Kitlelerin etkilenmesi ve eğitiminde kitabın, gazete ve dergilerin rolü bilinir. Ekonomik ve askeri yönden dünyanın yarısını saran bu imparatorluk, asıl etkinliğini kitaplarla, dünyaya bilimsel ve sosyal gerçekleri bozarak yaydığı kitaplarla da sürdürmektedir. Bu alanda CIA kadar etken bir örgüt de United States Information Ageney (USIA)’dır. Bu örgütün, sadece 1964 yılında bu tür kitaplara yüksek ücretler ödeyerek, profesörüne kadar sahte yazar bulduğu, Josan Epstern’in yazdığı gibi, ‘uydurma ve keyfi değerler sistemi’ kurarak, üniversite öğretim üyelerini, bilginleri ve yazı işleri müdürlerini kullandığı bilinmektedir.” [6]

ABD’nin sözkonusu örgütü acaba bugün Türkiye’de de aynı şekilde, üniversite öğretim üyelerini, akademisyenleri ve gazete yazı işleri müdürlerini ve yazarlarını kullanıyor değil midir?

CIA’YE ÇALIŞTIKLARINI BİLMEYEN

CIA’YE BAĞLI BİLİM ADAMLARI

ABD Sömürgeciliğinin kültürel savaş ve beyin yıkama operasyonunda bilim adamları nasıl devşiriliyor ve nasıl kontrol altına alınıyor? Şimdi onu görelim:

“Dr. Harvey Weinstein’in yazdığı ‘Psikiyatri ve CIA’ isimli kitap, bilim adamlarının CIA’ya nasıl devşirildiklerini ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Ayrıca John Marks, ünlü ‘Mançurya Adayını Arayış’ isimli kitabında OSS’den bu yana, bilim adamlarının hangi yemlerle tavlandıklarını detaylı anlatmaktadır.(…) CIA ile birlikte çalışan bir bilim insanının kolay kolay sırtı yere gelmez. Yani biraz daha fazla refah ve güven için bu bilim adamları tavlanır; çok kritik işlerde çalışanlar ise daha sıkı kontrol edilmek için skandala yol açacak bilgi ve şantaj olguları karşılığında veya durumlarla sürekli tehdit altında tutulurlar. Bu bilim insanları, her zaman CIA’ye çalıştıklarını bilmezler. Devletin güvenliği ile ilgili çalıştıklarını sanırlar.”[7]

AMERİKAN DERİN DEVLETİNİN

GİZLİ BİR PROJESİ

ABD’nin dünyayı Amerikanlaştırmak üzere oluşturduğu gizli bir projesi vardır. Bu proje, beyinlerin ve zihinlerin Amerikancı bir anlayışla adeta formatlanmasıdır. “Amerikan Derin Devletinin gizli bir projesi olan Mockingbird Projesi temelde tüm dünyaya Amerikalılaştırma operasyonunu yaymaktır. Bunun için medya, basın ve diğer olası tüm araçlar kullanılmıştır. Örneğin Hollywood bu konuda sistematik olarak devreye sokulmuş, Amerikalılaştırma operasyonunun bir parçası olarak kovboy filmlerinden, savaş filmlerine kadar pek çok film ideoloji, davranış değiştirme projesinin bir parçası olarak tüm dünyaya sunulmuştur. Ayrıca son zamanlarda moda haline getirilen Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi gibi büyü, satanizm ve parapsikoloji içeren çocuk filmleri bu hedefin bir parçasıdır. Yüzüklerin Efendisi, CFR’nin (Council of Foreign Relations-Dış İlişkiler Konseyi) İngiliz kolu olan Royal Institute of Foreign Affairs tarafından ta 1950’lerde ısmarlanmış, bekletilmiş ve zamanı gelince uygulamaya sokulup, kitap meşhur edilmiştir; ayrıca dizileri ve filmleri de Batı Derin Devletlerinin bir Siyonizm propagandası olarak gizli bir proje olarak devreye sokulmuştur.” [8]

İSLAM ALEMİNDE KİTLESEL BEYİN

YIKAMA VE ROBOTLAŞTIRMA

Araştırmacı Yazar Suat Parlar’ın naklettiğine göre, James Petras isimli Batılı bir yazar, “Küreselleşme ve Direniş” adlı kitabında, kitlesel beyin yıkamayla ve robotlaştırmayla ilgili şunları anlatıyor:

“Bugün başrolü, kitle iletişim araçları, halkla ilişkiler kampanyaları, reklam ve laik eğlendiriciler ve entelektüeller oynuyor. Çağdaş dünyada Hollywood, CNN ve Disneyland, Vatikan’dan, İncil’den veya politik şahsiyetlerin halkla ilişkiler retoriklerinden daha etkili oluyor. (…) gündelik hayatı unutturan sürükleyici televizyon programları ‘başka bir dünyadan’ hayaller ekiyor.” [9]

KISACASI

Demek ki, Müslüman kitlelerde Amerikancı düşüncelerin yaygınlaşması, insanlarımızın bir Amerikalı gibi düşünür ve hayatı bir Amerikalı gibi anlar hale gelmesi, her geçen gün İslami ve milli hassasiyetlerini daha çok kaybetmesi hiç sebepsiz değil. Kitlelerin, meydana gelen gelişmeleri ve olayları sorgulayamaması, neden ve niçin diye araştırmadan dayatılanları tereddütsüz kabullenmesi kendiliğinden olmuyor.

Beyinleri yıkama ve robotlaştırma operasyonları kitlesel boyutlarda hükmünü icra ediyor. Bu etkinliğin en önemli yanı, kitlelerin tercihlerini ve seçeneklerini tayin etmesi oluyor. Gazetelerden televizyonlara ve Hollywood filmlerine kadar pek çok beyin yıkama ve robotlaştırma unsurları, kamuoyunun oluşmasında, kitlelerin tercihlerinin ve reylerinin sömürgecinin istediği yönde, uzlaşmaz ve bölünecek bir şekilde belirlenmesinde büyük rol oynuyor.

İslam dünyasında bugünkü meydana gelen kanlı olaylar henüz başlamadan önce kısa adı BOP olan Büyük Ortadoğu Projesini ortaya atan ABD stratejistleri ve yöneticileri, İslam coğrafyasının tamamen değişeceğini, sınırların ortadan kaldırılacağını, hatta bütün devletlerin yıkılacağını bölgenin tamamen eyaletlere bölüneceğini söylüyorlardı ve böylece bölgeye “demokrasinin getirileceğini” iddia ediyorlardı.

Sözün özü; su uyuyor, düşman uyumuyor. İslam ülkelerinin yönetimleri uyuyor.

İslam dünyasında ardı arkası kesilmeyen kanlı kavgaların temelinde bu derin uyku ve büyü yatıyor. Fark edemediğimiz gizli bir mankurtlaşma bulunuyor.

Birilerinin, vakit geç olmadan, İslam dünyasını uyarması, özellikle de İslam ülkelerine öncülük eden Türkiye’nin uyanması ve bu büyüyü bozması, bu mankurtlaşmaya dur demesi gerekiyor…

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com

 



[1] Akşam, 15.09.2006

[2] Financial Times, 1 Nisan 2007, Roula Khalaf.. Haberi tercüme eden ve nakleden “ADAM Sosyal Bilimler Araştırma Merkezi”

[3] Dünya Bülteni, 27 Ağustos 2007

[4] Milliyet Gazetesi, 11.12.2007

[5] Noam Chomsky, Demokrasi Gerçek ve Hayal, Pınar Yay. s: 208-209

[6] M. Emin Değer, a.g.e., s: 194; A.K.: Claude Julien, Amerikan İmparatorluğu, s: 300-310

[7] Doç. Dr. Sayın, A.g.e., s: 166

[8] A.g.e.,, s: 311

[9] Suat Parlar, Barbarlığın en yüksek aşaması ABD, s: 418-419. A.K.:Küreselleşme ve Direniş, James Petras, çev.: Ali Ekber-Cevdet Aşkın-Çağlar Arın, Cosmopolitik    Kitaplığı, İst., 2002, s.85-86.

BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
İbrahim Taşel - HIRS DENİZİNDE BOĞULMAK
İbrahim Taşel
31 Aralık 2012
YAZARLAR
HAVA DURUMU
ELAZIGELAZIG
ELAZIĞ-ALTINORDU
95 kez görüntülendi
ELAZIĞ-BALIKESİR
1219 kez görüntülendi
ALTINORDU-ELAZIĞ
981 kez görüntülendi
ELAZIĞ-G.ANTEP
1523 kez görüntülendi
133 kez izlendi
ESKİ DOSTLAR
336 kez izlendi
50.YIL ETKİNLİKLERİ
293 kez izlendi
İBRAHİM TAŞEL
503 kez izlendi
Aidat Takip Sistemi + Hazır Dernek Sitesi + 1000 Adet SMS Sadece 229 TL
ÇOK OKUNANLAR