• Dolar
    5.8795
  • Euro
    6.5938
  • G. Altın
    240.54
  • T. Altın
    1628.7
Ahmet BULUT ahmetbulut@kanal23.com

"MAHALLELERDE BAYAN TERZİ EVLERİ"

    Terzilik mesleğinin insanlık tarihi kadar eski bir meslek olduğu bilinmektedir, nedeni ise insanların yaşamlarını sürdüre bilmeleri için beslenme, barınma ve giyinme ihtiyaçlarının olmasıdır. İlk insanlar eski dönemlerde vücutlarını tabiatın etkilerinden korumak için öncelikle hayvan derileriyle örtmüş daha sonra onları dikmeyi öğrenmişlerdir. Anadolu da yapılan çeşitli kazılarda kalkolitik çağda kemik ve boynuzdan yapılan, Tunç Çağındaki buluntularda ise bakır bronz ve çeşitli madenlerden yapılmış dikiş iğneleri bulunmuştur.

    Dikmeyi öğrenen insanlar tarihi gelişim içerisinde giyeceklerini kendileri üretmeye başlamış ve çeşitli bitkilerden ve hayvanlardan elde ettikleri malzemelerle giyecek dikmeye başlamış ve Terzilik mesleğinin ne kadar eskilere dayandığının örneklerini vermişlerdir.

    Terzilik mesleğinin ilk olarak İdris Peygamberin mesleği olduğu da kaynaklarda geçmiştir, ayrıca Osmanlıda ise ilk terzi başı Zagnos Paşa olarak da bilinmektedir. Aşık Seyrani Deveci İdris Peygamberi terzilerin piri olarak şu dörtlükle ifade etmiştir.

 

İdris terziliği icat etmezden,

Endazeden geçti boyumuz bizim,

Anka yaratılıp Kaf’a gitmezden,

Bin Kaf’ı bekliyor toyumuz bizim.

 

    Terzi kelimesi, eski Türkçe de ‘’Yiçi’’, Farsça da ‘’Derzi’’,Pehlevice de ‘’Darzik’’,Azericede ‘’Darzi’’, Öz Türkçe de ise ‘’Biçmen’’ olarak geçmiştir. Tüm Ahilik mesleklerinde olduğu gibi bu meslekte de usta çırak ilişkisi öne çıkmış ve bir zanaat dalı olarak gelişmiş,  değer bulmuş ve günümüze kadar gelmiştir.

     Kenevir, yün, pamuk, ipek gibi malzemelerden kumaşlar üretilmiş, kıyafetler dikilmiş, yaşadıkları çağlara, tabiat yapısına ve yerleşim yerlerine, ikim yapısına ve ekonomik konumlarına göre kıyafetler dikilmeye başlanmıştır. Bunları üretmek ve şekiller vermekte terziler tarafından geliştirilmiş, bu mesleği icra edenler özel statü kazanmış, meslek sevilmiş ve yaygınlaşmıştır. Saraylarda, zengin muhitlerde saygı görmüş ve yer bulmuştur. Erkekler için erkek terziler, bayanlar içinde bayan terziler kendilerini öne çıkarmışlardır.

    Yüz yıllarca iğne ve elle yapılan dikiş işlemi, dikiş makinesinin icadıyla gelişmeye başlamış, önce kollu, sonra ayaklı olarak kullanılan makine daha sonra elektrikle çalışan hale getirilmiştir.

     ‘’ İlk dikiş Makinesi 1790 yılında İngiliz Thomas Saint tarafından bulunmuşsa da bu makine üretime geçmemiştir. 1830 yılında Fransız Barthelemy Thimonir tarafından bir dikiş makinesi üretilmiş ancak az sayıda üretip sonradan yok edilmiştir. Günümüzde kullanılan dikiş makinesi ilk defa Amerikalı Walter Hunt 1796-1859 tarafından üretilmiştir. Dikiş makinesinin patenti İsaac Singer tarafından alındığından dikiş makinesi denince akla Singer gelmektedir.’’

    Bu genel bilgilerden sonra fazla değil 30-40 yıl öncesine kadar özel ve önemli olan terzilik mesleği, hazır giyim yani konfeksiyonculuğun gelişmesiyle artık o eski güzel ve anlamlı günlerini geride bırakmıştır. Erkek terzilerini ve oradaki gelenekleri bir başka yazımıza bırakarak, bu günkü Halk Eğitim merkezlerinin oluşmasını sağlayan mahalle bayan terzilerini ve oradaki gelenekleri hatırlatmak istiyorum sizlere.

     Yaptığım araştırmalarda bu konuyla ilgili hiçbir makale ve araştırmaya rastlamadım bu nedenle kayıtlara geçmesi, yaşadığım mahallede yakından bildiğim o evlerde yaşatılan bu güzel geleneğin hatırlanması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla bu yazıyı yazmaya karar verdim.

     Eskiden her mahallelerde birkaç tane kadın terzileri vardı, bunlar kendi evlerinde özellikle genç kızlara ve bayanlara terzilik dersi verir, dikiş dikmeyi, bu günkü adıyla tasarım yapmayı, ölçü almayı, kumaşları kesmeyi ve elbise dikmeyi öğretirlerdi. Genç kızlar çeyizlerini tamamlamak ve ev ekonomisine katkı sağlamak amacıyla gönüllü olarak aileleri tarafından bu evlere gönderilirlerdi.

     Genç kızlar, Dikmek için dizlerine aldıkları çeşitli renklerde ve çeşitte olan bu kumaşlara sevgilerini de katarak özenle diker ve kumaşa hayat verir canlılık kazandırırlar. Eğer bu diktikleri bir de gelinlik veya nişan elbisesi olursa ona hayallerini de katar zevk ve keyifle dikerler.

     Ancak bu evlerde genç kızlara ve kadınlara terziliğin yanı sıra hayat dersi verecek kadar güçlü karaktere sahip, çevrelerinde sayılan, sevilen, güvenilen ve sözü her zaman geçerli olan terzi kadınlar vardı ve onlar tercih edilirdi. Gelen kızlara oturmasını kalkmasını, ustaya ve büyüklere saygıyı, gerektiğinde konuşup, gerektiğinde susmayı bilmesini, aile hayatında düzenli, temiz ve bakımlı olmayı, iş bölümü yapmayı, paylaşımcığı, sorumluluğu, temiz ve bakımlı olmayı bir anne şefkatiyle öğretirlerdi. Kısacası bu günkü ismiyle kişisel gelişim dersi verilirdi.

    Bu evlerde, genellikle büyük bir salonda yaş olarak büyükten küçüğe doğru sırasıyla oturulur, daha sonra ustalık sırasına göre yer değiştirilirdi. Ustaya saygı esas olup çok katı disiplin kuralları da vardı.    

    Usta kadınlar gençlere terziliği öğretirken onlara hikâyeler anlatır, şarkılar türküler söyletir ve bundan sonraki hayatları ile ilgili nasihatler verir kısacası onları hayata hazırlardı, ayrıca bir meslek sahibi olmalarını ve aile ekonomisine de katkı sağlamalarını öğretirlerdi. Ayrıca evin mutfağında yemek yapımı öğretilir, sunum ve ikramın nasıl yapılacağı gösterilirdi. Kısacası bu evler birer hayat atölyesi gibi işlerdi. Kızlar kendi kıyafetlerinin yanı sıra ustaya sipariş üzerine gelen elbiseleri de dikerlerdi.

    Yakın zamana kadar devam eden bu evler hızla gelişen hazır giyim atölyelerinin ve fabrikasyon ürünlerin çoğalmasıyla günümüzde artık yoktur, günümüzdeki Kız Meslek Liselerinin, Olgunlaşma Enstitülerinin ve Halk Eğitim Merkezlerinin temeli bu evler örnek alınarak atılmıştır.

    Benim uzun yıllar yaşadığım Elazığ Sako mahallede( Mustafa Paşa) çok bilinen ve hemen hemen mahalledeki tüm kızların mutlaka gittiği birkaç terzi evlerini de hatırlatmak isterim. Mahallede çok sevilen, güven ve saygı duyulan bu evler, İsabet Mutlu, Elif Kaymaz ve Müfide Duman’a aitti. Elif Kaymaz Köğenkli Hacı Ömer Hüdai Babanın gelini ve babamın amcası kızıdır, İsabet Mutlu Cafer Tayyar Şaşmaz’ın ablasıdır, Müfide Duman ise Harputlu Mamo Paşa’nın torunudur, kendilerini rahmetle anıyorum çok yakından tanıdığım bu güzide hanımefendiler mahalledeki tüm genç kızlara örnek olmuş onların yetişmelerine katkı sağlamışlardır.  

    Dikilecek kumaşlar ya Manifaturacılardan alınır ya da Mahalle Mahalle gezerek kumaş satan bohçacılardan alınırdı.

     Bohçacı kadınlar genellikle Çingene olup, omuzlarına attıkları bocanın içerisinde, renk renk ve her çeşit kumaşlarla, her kapıyı çalarak evlere gelir. Genellikle şişman ve yürümekten yorgun olduklarından, hemen yere oturur, kan ter içerisindedir önce bir bardak su ister, daha sonra da tatlı diliyle karşısındakini ikna ederek, sıkı bir pazarlıktan sonra mutlaka bir şeyler satarlar. İkna kabiliyetleri de çok yüksektir.

    Bir şeyler satamazlarsa bu defa fala bakar mutlaka bir şeyler koparırlar, hemen her eve girip çıktıklarından, mahalledeki bütün olaylara hakim olur, kumaşların yanı sıra komşulara dedikodu da taşırlardı. Terzi evlerinin kumaş ve astar siparişlerini de unutmazlar.

    Netice olarak artık olmayan bu Mahalle terzi evleri, o dönemlerde, çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Üreterek tüketme, kendi emeğiyle ve göz nuruyla kazanma, aile ekonomisine katkı, sorumluluk, disiplin, maharetli insan olma, yaratıcı olma, kendini geliştirme, adap, edep, yardımlaşma, temiz ve bakımlı olma, saygı ve sevgi gibi kavramların öğrenildiği ve geliştirildiği bir okul olma özelliği taşımışlardır.