Yunus ÜSTÜNDAĞ yunusustundag@kanal23.com

Merhaba Kıymetli Okur,

Bahse konu caddeden hemen herkes geçmiştir, bazen söylene söylene, bazen acele ile yetişeceğimiz işler nedeniyle, bazen kelle paça ve balık kokularının birbirine karıştığı, zahirenin kurusunun yaşının bir arada satışa sunulduğu, seyyar satıcı naralarının birbirine karıştığı, zaten daracık ve zar zor ilerlenen yoluna kaldırımlardan taşacak şekilde ürünlerin dizildiği, araçla geçmenin şoförlük mahareti gerektirdiği, hadi onu da geçtik yürümek gibi doğal bir aktivitenin bile zaman zaman zorlaştığı bir cadde, burası Çarşı Mahallesi Sakarya Caddesi ...

Ola ki varsa, ‘’yahu neresiydi burası diye’’ kafa karışıklığı yaşayanımız, bu duruma mahal vermemek için bir başka tarifle, PTT’ nin arka kısmından başlayıp, Ticaret Borsası hizmet binasına kadar devam eden uzun ince yollu sokak diyelim. Yine bir başka tarifle Saray Camii’ nin paralelinden aşağı doğru inen o uzun cadde. Şimdi hepimiz anımsadık sanırım. ( bu arada trafiği gibi tarifi de zormuş gerçekten)

Günün hangi saati olursa olsun kalabalık bir insan sirkülasyonunun sürekli hazır bulunduğu, vatandaşın alış veriş için her zaman rağbet ettiği bir yer Kapalı Çarşı ve çevresi.

Ama gelin görün ki gerek yaya ve gerekse araç trafiği ile ilgili yıllardır hiçbir çalışmanın yapılmadığı bir semt burası. Aslında gidip köşeye bir kürsü atıp oturup, o hengameyi, keşmekeşliğin sesini, araba kornalarının seyyar satıcı naralarına karıştığı o eşsiz melodiyi dinleyeceksin muhteşem bir armoni.

Fakat öyle olmuyor işte, can havliyle acele ile bir randevuya bir görüşmeye gitmek için Sakarya Caddesinden geçiyorsan vay haline, işte o zaman tam bir çile yolu oluyor.

Araç içerisinde sinirleniyor yanında ailesi bulunan kardeşimiz, durağanlığın devam edeceğini bile bile asılıyor kornaya, yetmiyor çıkarıp kafasını aracın camından;

-Hadi kardeşim işimiz gücümüz var, iş mi yaptığınız diye basıyor narayı ilerdeki kamyondan 57 çuval un indirme işini göre göre.

Bir ilerdeki araçta durum biraz daha vahim, belli ki sancıyla kıvranan bir hanım, hastaneye yetiştirilmeye çalışılıyor, belki de doğuma, arka koltukta annesinin çektiği acıya dayanamayarak ağlayan bir çocuk, ve indirip camı korna eşliğinde bas bas bağıran acılı bir baba;

-Hadi kardeşim, yav siz napıyorsunuz, hastamız var…

Naralar bir süre sonra araçlardan inilerek sözlü sataşmalara ve fiziki saldırılara kadar gidiyor.

Kenarda olup biteni merakla izleyen kalabalığın arasından biri çıkarıyor cebinden telefonunu ve büyük bir hiddetle önce 153 beyaz masayı arıyor;

-Alooooo, yav bacım bırak cilalı kelimeleri, burda bu ne rezilliktir kardaşım, nerede sizin zabıtalarınız yav buranın bu rezilliği nedir, millet birbirine giriyor, her gün her gün her gün, yav ne adresi benim bacım, kapalı çarşı Ptt arkası benim kardaşım, ayıptır vallahi billahi, diyor ve telefonu yine aynı hiddetle kapatıyor.

Civardaki esnaflar, bir ara farkedince beni hemen toplanıyor ve;

-Yunus bey, yav Allah rızası için burayı bi haber yapın, bi kamera gelsin çeksin buradaki bu kavgayı gürültüyü, yav her gün her gün her gün, yav vallahi bıktık, usandık bu işten… Ve bi anda kendimi kürsüde oturmuş elimdeki çayı yudumlarken buluyorum, sohbet uzuyor, yerel seçim yaklaşıyor, seçimden siyasetten, spordan, sinemadan derken, bir hareketlilik başlıyor, 57 çuval un taşıma işi bitiyor ve o az önce;

-İş mi kardeşimiz yaptığınız diyerek narayı basan, un çuvallarının toptancı dükkanına taşınma ve özenle yerleştirme işini göremeyen bir başka Sakarya Caddesi mağduru hemşerimizle sarılarak birbirimize helalleşiyor vedalaşıyor ve sevinçle araçlarımıza doğru koşuyoruz.

Ve bir öneri; bir gün ne yapın biliyor musunuz? Gidip bu verdiğim adrese Sakarya Caddesi’ ne atın bir köşeye bir kürsü, söyleyin kapalı çarşıdaki çay ocağından çayınızı oturun, çay kaşığı ve bardağın çıkaracağı bir melodiyi de siz ekleyin, o sevimli ve bazen de sevimsiz gelen o temaşaya…

Saygı ve Muhabbetle …