• Dolar
    5.7961
  • Euro
    6.4141
  • G. Altın
    272.41
  • T. Altın
    1838.2

Türkiye’nin ilk yüz naklini gerçekleştiren Prof. Dr. Ömer Özkan, milyonda bir oranda silikonun etrafında gelişen kılıftan bir kanser türü geliştiğini bildirdi. Özkan, "Çok az şekilde silikonun etrafında gelişen kılıftan bir kanser türü, bir lenfoma türünün geliştiği anlaşıldı. Dünyadaki sayısı şu anda elin parmaklarını geçmez" dedi.
Antalya’da Türk kanser Araştırmaları ve Savaş Kurumu, Antalya Meme Kanseri Derneğince Kanser meme kanserinin nedenlerini, koruyucu faktörleri, erken tanısı ve tedavilerdeki gelişmeler konusunda farkındalığın artmasını amaçlayan bir basın toplantısı gerçekleştirildi. Antalya Gazeteciler Cemiyetinde düzenlenen açıklamaya Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, Prof. Dr. Cumhur Arıcı ve Türkiye’nin ilk yüz naklini gerçekleştiren Prof. Dr. Ömer Özkan katıldı.
Meme kanserinin, kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, kanserin her yıl dünyada 2,1 milyon kadını etkilediğini ve meme kanserinin kadınlar arasında kansere bağlı ölümlerin en fazla tür olduğunu vurguladı. Özdoğan, bu oranın kadınlar arasındaki tüm kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 15’i olduğunu kaydetti.

“Türkiye’de 50 yaş altında meme kanseri oranı yüzde 50”
Yeni meme kanseri tanısı alan kadın sayısının küresel olarak neredeyse her bölgede arttığını aktaran Özdoğan, “Bugün için yaşam boyu her 8 kadından birisi (yüzde 13) meme kanseri riski, her 38 kadından birisi (yüzde 2.6) meme kanserine bağlı ölüm riski ile karşı karşıyadır. Gelişmiş ülkelerde meme kanserinde farkındalığın artışı, taramalara gösterilen ilgi ve ulaşılabilir tedavi seçeneklerinde artış nedeniyle 5 yıllık sağ kalım, yani hastalıktan neredeyse kurtulma oranları yüzde 95’ler düzeyindedir. Ülkemizde yıllık yaklaşık olarak 20 bin kadının meme kanserinden etkilendiğini biliyoruz ve risk faktörleri göz önüne alındığında ülkemizde meme kanseri tanısı alan kadın sayısının yıllar içinde artacağını tahmin etmekteyiz. Ülkemiz için en önemli saptamalardan birisi; hastalığın daha erken yaşlarda görülmesidir. Batılı ülkelerde 40 yaş altında meme kanseri saptanma oranı yüzde 5-7 iken ülkemizde bu oran yüzde 20’ler düzeyindedir. Meme kanseri daha çok ileri yaş hastalığı olmakla birlikte ülkemizde hastaların yüzde 50’si 50 yaş altında görülmektedir. Bu nedenle özellikle ülkemiz için erken yaşlarda meme kanseri farkındalığı ve 40 yaşından sonra mamaografi taramaları son derece kıymetlidir” diye konuştu.

"Günde bir kadeh alkol, yüzde 7-10 oranında riski arttırıyor”
Meme kanserinin risk faktörlerinden bahseden Prof. Dr. Cumhur Arıcı, alkol tüketiminin kanserdeki etkisine dikkat çekti. Arıcı, “Çok sayıda çalışma, alkol tüketiminin, kadınlarda meme kanseri riskini, günde ortalama tüketilen her bir alkol kadehi için için yaklaşık yüzde 7-10 arasında arttırdığını doğrulamıştır. Günde 2-3 alkollü içki içen kadınlarda, içmeyenlere göre yüzde 20 daha fazla meme kanseri riski vardır” dedi

Obezite ve sigara faktörü
Obezitenin menopoz sonrası meme kanseri riskini arttırdığını kaydeden Arıcı, “Obez kadınlarda zayıf kadınlara göre meme kanseri riski yaklaşık 1,5 kat daha fazladır. Artan kanıtlar, düzenli fiziksel aktivite yapan kadınların, aktif olmayan kadınlarla kıyaslandığında, yüzde 10 ila yüzde 25 daha düşük meme kanseri riskine sahip olduğunu göstermektedir. Sınırlı ancak biriken araştırmalar, sigara içmenin özellikle uzun vadeli, ağır sigara ve ilk hamilelikten önce sigara içmeye başlayan kadınlar arasında meme kanseri riskini artırabileceğini göstermektedir” diye konuştu.

“20 yaşından sonra ayna karşısında ayda bir kez memenize bakın”
Prof. Dr. Arıcı, her kadının 20 yaşından sonra ayda bir kez ayna karşısında memesine bakması gerektiğini de ifade ederek, “Deformite, simetride kayıp, meme cildi ve meme başında değişiklik olup olmadığın kontrol etmeli. 40 yaşından sonra yılda bir kez düzenli mamografi yaptırmalı” dedi.

“Ülkemizde henüz görülen vaka yok”
Prof. Dr. Ömer Özkan da meme kanseri cerrahisinde plastik cerrahinin yerinin önemine işaret etti. “Kadının cinsel kimliğinin korunması yaşamının korunması kadar önemlidir” diyen Özkan, plastik cerrahi tekniklerinde artışın en fazla olduğu alanlardan birisinin meme kanseri olduğunu söyledi.
Özkan, gazetecilerin ‘Silikon meme kanserine neden olur mu?’ sorusuna ise şu yanıtı verdi:
"3 yıl önce olsaydı silikon kansere yol açmadığını söyleyebilirdik. Hatta avantajı olduğu söylenirdi. Çünkü silikon memenin içine enjekte edilmiyor. Bir protezdir, kalıptır. Meme altına veya kasın altına konur. Kitle varsa da erken fark edilmesini sağlar. Hastanın daha kolay memesini muayene etmesini sağlar. Silikon veya değişik protezlerin uzun yıllardır suçlanmasının nedenlerinden biri de deneysel bir kaç faktördür. Bir, iki ramotolojik hastalığa yol açtığı söylenirdi ama milyonda bir oranda görülecek şekilde. Ülkemizde henüz görülen vaka yok. Çok az şekilde silikonun etrafında gelişen kılıftan bir kanser türü, bir lenfoma türünün geliştiği anlaşıldı. Dünyadaki sayı şu anda elin parmaklarını geçmez. Dünyada yüz tane hasta yok. Gerçek nedeni bilinmiyor. Bir lenforma türüdür, erken saptandığında tedavi edilebilen bir durum. Korkutucu durum değildir. İyi kötü durumu düşünüldüğünde erken tanıyı, fark edilebilirliği artırıyor ama milyonda bir kılıfından kanser gelişebileceğinin bilinmesi gerekir. Bu insanları korkutup galeyana getirecek durum değil. İnsanların bunu da bilmesi gerekiyor. 1-2 tane suçlanmış protez turu var. Yaygın olarak kullanan markalar arasında bizim kullandığımız markalarda yok."