• Dolar
    5.3357
  • Euro
    6.0792
  • G. Altın
    214.47
  • T. Altın
    1451.5
Ahmet BULUT ahmetbulut@kanal23.com

Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane.

           Sosyal hayatımızın ve günlük yaşantımızın bir parçası haline gelen Türk kahvesi, Türk kültürünü en iyi şekilde yansıtan bir içecek olmaktan daha fazla anlam ifade eder, ‘’Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır’’ atasözü bunu en iyi şekilde kanıtlamıştır. Kokusu ve aroması ile insana canlılık verdiği bilinen bu içeceğin ne zaman bulunduğu bir muamma olup, bulunuşu ile ilgili çeşitli rivayetler vardır.

           Habeşistan (Bu günkü Etiyopya) da 575-850 yılları arasında bir keçi çobanı olan Kaldi, keçilerini otlatırken, keçilerin bir ağaçtan düşen çekirdekleri yedikleri ve bu yiyecekten sonrada çok hareketli, neşeli olduklarını ve geceleri pekte uyumak istemediklerini fark eder. Kaldi bunu bir sufi dervişine anlatır, sufi bunu ilk anda anlamaz ama daha sonra çekirdekleri ister ve bir ateşe atar, ateşe düşen çekirdekler kavrulmaya başlayınca ortaya güzel bir koku aroması yayılmaya başlar, buda sufiye ilham verir ve çekirdekten güzel bir içecek hazırlar, çekirdekleri önce öğütür ve suda kaynatılır böylece kahve ortaya çıkar. Kahve kök boyasıgiller (Rubiaceae) familyasının caffea cinsinden bir ağaçtır.

          Kahve ismi ise, kahve ağacının Habeşistan’ın Kafka(Qohvah) yöresinde bulunmuş olup ismi de buradan gelmiştir. Daha sonra Arabistan da kullanılmış olup Osmanlıya geliş ise şöyle anlatılmaktadır.

          En çok kabul gören görüş, Yavuz Sultan Selim’in Mısırı fethinden sonra getirdiği düşünülmüş olup, ancak Kanuni Sultan Süleyman döneminde Yemen valisi olan (1520-1566) Özdemir Paşa tarafından İmparatorluğun başkentine getirildiği öne çıkmıştır. Bir başka görüşe göre ise,1535 yılında Halepli iki tüccarın Taht-Ül Kale(Tahtakale) semtinde açtıkları kahvehane sayesinde Osmanlılar kahveyle tanışır, adı Kahve olur ve buradan da 1615 yılında Venedik’e gider, oradan Türk kahvesi olarak dünya ya yayılır.

         Kahvenin Türk kimliği kazanması ve Türk Kahvesi olarak dünyaya yayılması, Türkler tarafından bulunan yepyeni hazırlama,  pişirme ve sunum teknikleri sayesinde olmuştur. Özellikle güğüm ve cezveler içerisinde ateşte pişirilmesi, fincanlarda zarf içerisinde( Kulpsuz fincanların içerisine konulduğu, gümüş, altın ve bakırdan yapılan kaba zarf denir) yanında lokum ve bir bardak su verilerek tepside sunulması kabul görmüştür.  2013 yılı itibarıyla da Türk Kahve Kültürü ve Geleneği, UNESCO’nun somut olmayan kültürel miras listesine dahil edilmiştir.

         Günün ilk yemeğine kahvaltı (kahve-altı) denmesi de, sabahları kahve öncesi yenen yemek olmasıdır. Türk kültürünün önemli bir öğesidir demiştik, Sadesi, ortası, az şekerlisi, şekerlisi, bol köpüklüsü, dibekte yapılanı, el değirmeninde çekileni,  az telvelisi vardır. Dünyada kahvenin telvesiyle fala bakılan tek ülkeyiz!

         Kahvenin yanında sunulan bir bardak suyun da hikayesi vardır; gelen misafire, kahve ile birlikte bir bardak su ikram edilir, misafir önce suyu içerse bu ben açım anlamına gelir ve ilk defa yemek ikram edilirmiş, eğer önce kahveyi çerse tokum anlamına gelirmiş.

        

          Türkülere konu olmuş;

 

          Bir fincan Kahve olsam kırk yıl hatırım vardır,

          Senin en güzel yerin kahverengi gözlerin,

          Sabah ile sabah ile kahve gelir tabak ile.

          Fincanın etrafı yeşil demişler.

 

          Halılara konu olmuş;

          Kahveci güzeli motifi olmuş, işlenmiş.

 

        

      

          Şiirlere konu olmuş;

          Köpük köpük güzellik işlenir, ince ince,

          Sukut dudakta acı kahvesiz fincan üşür,

          Kahve kırk yıl nazlanır, bir damağa değince, demişler.

       

          İçerisine tuz konmuş, yeni damat adaylarına içirilmiş,

          Acı kahve olmuş taziyelerde sunulmuş.

        

          Kırk yıl hatırı var denince! Hemen değişiriz ve burnumuza o güzel koku yayılır, kahve içerken dostluğun en kadimi vardır aklımızda.

          Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane.

 

          Rahmetli Barış Manço’ nun bir şiiri geldi aklıma, paylaşmak ve ustayı anmak istedim.

 

Dinle oğlum çok eski bir konakta,

Akşamları gaz lambası ışığında,

Paşa dedesinden kalan bu fincanla,

Ninem elleriyle kahve sunarmış Abdi beye.

 

Yıllar sonra kırküç,kırkdört harp ortası,

Ekmek karnesi ve yoksulluk yılları,

Kayı validesinden kalan bu fincanla,

Bu kez annem elleriyle kahve sunarmış, Hakkı beye.

 

Eski konak yıllar önce yandı gitti,

Ekmek karneli zor günler çoktan bitti,

Abdi bey, Hakkı beyler rahmetli oldu,

Bir tek bu fincan kaldı yüzyıllık sevdalardan.

 

Bir gün senin olacak birikmiş anılarıyla

Düşüp kırılsa bile topla tamir et oğlum

Kahve yaşın gelecek bu fincanı iyi sakla.

           Kadim dostlarınızla nice yıllar kahve içmeniz ve kırk yıl unutulmamanız dileklerimle.