Gökçe Karagöz

Uzak bir diyarda olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Çok ama çook uzaklardasınız. Belki bir deniz kenarı ya da serin bir ağaç gölgesinin altında kuş cıvıltılarını dinliyorsunuz. Bunlar da değil derseniz, çılgın bir lunapark serüvenine katılmış olduğunuzu düşünün. Dönme dolap yukarılara en tepelere çıkıyor. Yıldızlara neredeyse eliniz değiyor. Heyecanlanmamak elde değil. Mutlusunuz ve bu anın hiç bitmemesini istiyorsunuz.

    Ya da sevdiğiniz insanla birliktesiniz, uçsuz bucaksız bir kırda onunla el ele dolaşıyorsunuz. Etraftaki rengarenk çiçekler o mükemmel mutluluk tablosunu tamamlıyor. Ya da bir nehir kenarında balık tutmanın keyfini sürüyorsunuz. Belki de saatlerce oltanıza takılan tek bir balık olmamasına rağmen,  hala sabırla o balığı tutacağınız anı bekliyorsunuz.

   Hayaller hiç bitmiyor. Daha çok para, daha güzel bir kariyer, daha güzel bir ev… Hayallerimizin sınırı yok. Hayallerimizde aradığımız şeyin adı ne peki? Onu uzaklarda mı arıyoruz gerçekten?

   Belki de uzaklarda aradığımız şey tam da yanı başımızda duruyordur. Onu bulmak için uzaklara gitmek mi gerekli? Hala cevabını bulmuş olduğum bir soru değil, ama belki bulanlarınız vardır. Bulanlar varsa bana da söyleyebilir mi acaba?

 Hayallerimize ya da isteklerimize ulaştığımızı düşünün ama her istediğimizin olduğunu hayal edin. Sonra ne olacak? Sonraki aşama ne? 

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin? ”

“Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”

Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş: “Sen kimsin? ”

“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.

“Sonra ne olacaksın? ” diye sormuş Nasreddin Hoca.

“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam...

“Daha sonra? ..” diye üstelemiş Hoca.

“Vezir” demiş adam.

“Daha daha sonra ne olacaksın? ”

“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”

“Peki ondan sonra? ”

Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.”

“Daha niye kabarıyorsun be adam, ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: ‘hiçlik makamı’ında! ”