• Dolar
    5.3647
  • Euro
    6.0674
  • G. Altın
    213.74
  • T. Altın
    1448.4
Yrd. Doç. Dr. Emrah AYDEMİR emrahaydemir@kanal23.com

Evvela yumuşak gücün ne olduğunu belirtmeliyim. Yumuşak güç, bir devletin hedeflerine ulaşmasında yardımcı olabilecek itibar, kültür ve değerler gibi maddi olmayan yeteneklerdir.

Uluslararası ilişkilerde etkileme yeteneği diğer araçlara göre daha fazla olan yumuşak güç, uzun vadeli olarak tutum ve tercihleri şekillendirebilmektedir.

Bölgesel Amaçlı Yumuşak Güç

Türkiye; Amerika, İngiltere, Fransa, gibi ülkelerin aksine yumuşak gücünü uluslararası değil bölgesel amaçlar ve bölge ülke vatandaşlarının davranışlarını etkilemek için kullanmaya çalışmaktadır. Türkiye, yumuşak güç enstrümanlarını sadece dini, kültürel ve tarihi bağlar üzerine indirgemektedir.  

Ekonomik refah, evrensel değerler ve teknolojik üstünlük gibi çekicilikleri dış politikada göz ardı eden Türkiye, tarihi ve kültürel bağların dış politikadaki hedefler için yeterli olduğunu düşünmektedir.

Türkiye yumuşak gücünü kullanarak Asya’dan Balkanlara, Balkanlardan Ortadoğu’ya kadar cazibe merkezi olmayı amaçlamakta ve yumuşak güç temel araçlarından yararlanabilmek için yeni yatırımlar da yapmaktadır. Türkiye, kamu diplomasisi üzerine yaptığı yatırımları ideoloji temelli olarak pratik hale getirmekte, bölgesel politikalarının gerçekleştirilmesi için kültürel, ticari ve ekonomik bağları arttırarak genel kamuoyu tarafından düşüncelerinin paylaşılmasını istemekte ve kendi değerlerinin ve düşünce biçimlerinin tercih edilmesini bölgesel çaplı arzulamaktadır.

Bu bardağın dolu tarafı…

Boş tarafında ise sorunlar devam ediyor.

Yetersiz Yumuşak Güç Kaynakları

Sınırlı seviyede de olsa Türkiye’nin ortak geçmişe sahip olduğu bölge ülkelerine yönelik tarih, kültür, din ve etnik yakınlıktan yola çıkarak kamu diplomasisi mesajlarını sunması, dünyanın genelini hedeflemediği, uluslararası analizleri çok sınırlı tuttuğu, özellikle Avrupa, Orta ve Latin Amerika ve Uzak Doğu’da dış kamuoyunun duygu ve tutumlarını takip etmediği ve bu kamuoylarını ihmal ettiği açık olarak göze çarpmaktadır.

Ülkelerdeki rejimlere ve ülkelerin iç durumuna göre değişmeyen evrensel yumuşak güç mesajlarının oluşturulmasının gerektiği bu yüzyılda, Türkiye’nin yumuşak güç kaynakları dış politikada genel olarak somut başarılar getirememektedir.

Türkiye’nin yumuşak gücünü uluslararası boyutta kullanacağı evrensel bir hikâyesinin olmaması, devletten sivil topluma kadar bir entegrasyonun yaratılmamış olması, dış politikada net amaçların belirlenmemiş olması, yumuşak gücün temelde bölge ülkeleri üzerinde bir güç boyutu olarak görülmesi ve sonucunda başarı getirecek ortam için yeterli kamu diplomasisi uygulamalarının hazırlanmamış olması, kuşkusuz Türkiye’nin yumuşak güç kaynağını oluşturan kültürünün, yerel değerlerinin ve politikalarının dış politikada uluslararası hedeflere ulaşmak için yeterli olmadığını kanıtlamaktadır.

Türkiye’nin yumuşak güç kaynaklarını kültürel ve tarihi bağlara dayandırması dış dünyada rahatsızlık da yaratabilir. Ve söz konusu düşünülen kültürel ve tarihi avantaj Türkiye’ye dış politikada olumlu bir sonuç kazandırmayabilir. Çünkü kültürel ve tarihsel olarak Türkiye’den uzak olan ülkeler, vurgulanmak istenen yumuşak güç mesajlarını kabul etmez. Kaldı ki düşünülen yumuşak güç mesajları bölge ülkeleri de olmak üzere Türkiye’nin aleyhine bir işleyişe dönüşebilir ve yumuşak güç ile iletilmek istenen bir ana vatan kavramı yabancı ülke yönetimlerinde kriz çıkarabilir.

Sonuç? Yumuşak gücün öneminin farkında değiliz.

Çok farklı kültürler ve değerlere sahip büyük bir ülke olarak bu gücü tekrar düşünmeliyiz. Çünkü gelecek yüzyılda, yumuşak güç dünyayı şekillendirmemize yardımcı olacaktır.