Fırat Üniversitesi Kardiyoloji Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Akbulut, 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla kalp ve damar hastalıkları hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Her yıl 29 Eylül’de kalp sağlığına dikkat çekildiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Akbulut, kalp ve damar hastalıklarının dünya genelinde önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ettiğini söyledi. Dünya genelinde kalp ve damar hastalıkları nedeniyle her yıl yaklaşık 20-25 milyon kişinin hayatını kaybettiğini ifade eden Akbulut, bu sayının küresel ölümlerin yaklaşık üçte birine karşılık geldiğini belirtti.

Türkiye’de de tablonun farklı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Akbulut, TÜİK verilerine göre ülkedeki ölümlerin yaklaşık yüzde 35-40’ının, yani her üç ölümden birinin, dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı olarak gerçekleştiğini söyledi. Bu durumun her yıl yaklaşık 150-170 bin kişinin kalp ve damar hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirmesi anlamına geldiğini ifade eden Akbulut, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm yükünün giderek arttığına dikkat çekti.

Kalp hastalıklarının çoğu zaman sessiz ilerlediğini belirten Prof. Dr. Mehmet Akbulut, hastalığın yıllar içinde belirti vermeden ilerleyebildiğini ve ilk belirti olarak kalp kriziyle ortaya çıkabildiğini, Ateroskleroz olarak adlandırılan damar hastalığının da uzun yıllar boyunca sessiz şekilde ilerlediğini, damar duvarında başlayan inflamasyon, lipid birikimi ve endotel disfonksiyonunun zaman içerisinde damar daralmasına yol açabildiğini belirtti.

Tütün kullanımı, ultra işlenmiş gıdalarla beslenme, fiziksel hareketsizlik, obezite, diyabet ve hipertansiyonun kalp ve damar hastalıkları açısından önemli risk faktörleri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Akbulut, bu faktörlerin bir arada bulunmasının riski daha da artırdığını söyledi.

Kalp krizinin artık yalnızca ileri yaş hastalığı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Mehmet Akbulut, genç bireylerde de kardiyovasküler olayların giderek arttığını belirtti. Düzensiz uyku, kronik stres, yüksek şeker ve uyarıcı tüketimi ile hareketsiz yaşam tarzının damar sağlığını olumsuz etkilediğini, bu faktörlerin biyolojik yaşlanma sürecini hızlandırarak erken yaşta hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladığını ifade etti.

Özellikle kronik stresin hafife alınmaması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Akbulut, stresin hipertansiyon, endotelyal hasar, inflamasyon ve trombotik eğilimi artırabileceğini belirtti. Stresin yalnızca soyut bir kavram olmadığını, doğrudan damar yapısını etkileyen önemli bir risk faktörü olduğunu söyledi.

“İlaç kullanıyorum, o hâlde risk kontrol altında.” düşüncesinin doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Mehmet Akbulut, farmakolojik tedavinin risk faktörlerinin yalnızca bir bölümünü yönetebildiğini ifade etti. Sigara kullanımının devam etmesi, hareketsizlik ve metabolik risklerin kontrol altına alınmaması durumunda ilaç tedavisinin tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Akbulut, kalp sağlığının korunmasında yaşam tarzı değişikliklerinin de büyük önem taşıdığını söyledi.

Kalp ve damar hastalıklarının büyük bölümünün önlenebilir nitelikte olduğunu ifade eden Prof. Dr. Mehmet Akbulut, temel sorunun bilgi eksikliğinden çok davranışların değiştirilmesi ve sürdürülebilir bir yaşam biçiminin oluşturulması olduğunu belirtti. Kalp sağlığının yalnızca bireysel bir tercih olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk ve sağlık politikası konusu olduğunu söyledi.

Türkiye’de sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşmasına rağmen koruyucu hekimlik kültürünün aynı hızda gelişmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Akbulut, hastaların sağlık hizmetine ulaşmakta gecikmediğini ancak kendi risklerini yönetmekte gecikebildiğini ifade etti.

Prof. Dr. Mehmet Akbulut, 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla kalp hastalıklarının ani gelişen olaylar olmadığını, uzun yıllara yayılan risklerin ve ihmallerin birikmiş sonucu olarak ortaya çıkabildiğini belirterek, bu sürecin bilimsel olarak tanımlanabilir, ölçülebilir ve büyük ölçüde yönetilebilir olduğunu vurguladı. Günümüzde kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 75-80’inin önlenebilir nitelikte, 29 Eylül’ün yalnızca bir kutlama günü değil, kalp sağlığı konusunda farkındalık oluşturma ve risklerle yüzleşme günü olması gerektiğini söyledi.